Blog Listem

3 Mart 2017 Cuma

Tembellik Hakkı






Öncelikle bu kitabı okuma listeme almamı sağlayan sevgili Deep'e teşekkürlerimi sunuyorum.Çünkü bir endüstri mühendisi olarak çalışma hayatına ve üretime hiç bu taraftan bakmadan yıllarım geçivermiş.1800 'lü yıllarda insanların günde 15 saat çalıştığı bir düzenden bahsediyor Lafargue. Çalışarak ve daha fazla tüketerek aslında kendi sefaletimizi kendimizin arttırdığımızdan bahsediyor aşağıdaki gibi:

Çalışmanın yasal olarak dayatılması , fazla zahmetlidir, çok şiddet gerektirir ve fazla gürültü patırtı yaratır;açlık ise ,tersine, yalnızca huzurlu, sessiz, bitmek bilmez bir baskı oluşturmakla kalmaz, çalışmanın ve sanayinin en doğal saikiymiş gibi, en güçlü çabaları da kışkırtır.

İngiltere'de sonradan farkına varılan ve iktisatçıların İngiliz sanayisinin iflas edeceğini savunmasına neden olan çalışma saatlerinin on saatten fazlasının yasaklanması onu dünyanın birinci ulusu olmasını engellememiştir. Tam tersine insan üretkenliğini arttırmak için çalışma saatlerini azaltmak gerektiği, ücret ve tatil günlerini arttırmak gerektiği çürütülemez biçimde kanıtlanmıştır.

Kısacası farklı bir akış açısı kazanmak için bir akşamınızı ayırarak okumanızı tavsiye ederim.
Son sözü kitabın alıntısıyla noktalayayım;)
"Tembellik edelim her konuda;
sevmek, içki içmek, bir de tembellik etmek hariç."

Çok sevgiler,
Feride

Feride

Cimri





İlk defa tiyatro türünde bir eser okudum. Oldukça da keyif aldım.Okurken cimriliği ile sınırları zorlayan Harpagon karakteri 17.yüzyıl Fransız para düşkünlerine gönderme yapıyor. Oyun 5 perdeden oluşuyor.Ankara'da oyunun oynandığı program bulamadım ama İstanbul'da Çevre Tiyatrosu tarafından oynanmaktadır. Kısacası okumanızı veya oyunu seyretmenizi tavsiye ederim;)
Çok sevgiler,

Feride

28 Şubat 2017 Salı

Yaza Yolculuk



Tomris Uyar okumaya geçen sene başladım. Otuzların Kadını, Aramızdaki Şey, İpek ve Bakır öykü kitaplarını okudum. Yaza Yolculuk ise bu soğuk kış günlerinde bana kısacık da olsa yazı getiren harika öykülerden oluşan bir kitap. Tomris Uyar bu öyküleriyle Sait Faik Ödülüne layık görülmüş. Özellikle "Gülümsemeyi Unutma" ve "Ölen Otelin Müşterileri" öykülerinden ayrıca bir keyif aldım.

Çok sevgiler,

Feride

27 Şubat 2017 Pazartesi

OSMANCIK





Osmancık, Osmanlı Devleti'nin kuruluş yıllarını anlatan belli ki ciddi araştırmalar sonucu yazılmış harika bir Tarık Buğra romanıdır.Kitap, Osman Bey'in Osmancık'tan Osman Gazi Hana dönüşümünün öyküsünü anlatmaktadır. Özellikle kayın pederi Şeyh Edebali'nin nasihatleri ile karakterinin ve hayata bakışının şekillenmesi kısımları beni çok etkiledi.

Şeyh Edebali'nın o etkileyici öğütlerinden bazıları:

Dünya'yı bize büyük gösteren bizim küçüklüğümüzdür.Hırsımız, sabırsızlığımız, bencilliğimizdir. Önce bunların yüzünden küçülüyor, sonra da dünyayı çok büyük görüyoruz.
Ey Osmancık; beğsin. Bundan sonra öfke bize, uysallık sana; güceniklik bize, gönül alma sana;suçlama bizde, katlanma sende;bundan böyle, yanılgı bize, hoş görmek sana; aciz bize, yardım sana; geçimsizlikler, uyuşmazlıklar,anlaşmazlıklar bize;adalet sana; kötü göz bize şom ağız bize haksız yorum bize, bağışlama sana.Ey Osmancık; bundan böyle, bölmek bize, bütünlemek sana;üşengenlik bize, gayret sana;uyuşukluk bize, rahat bize, uyarmak şevklendirmek, gayretlendirmek sana.

Kısaca tarih kitaplarında bulamayacağınız detaylarla Kayı Boyu'ndan Osmanlı İmparatorluğu'na götüren karakteri ve anlayışı ile Osman Bey'i tanımak adına okunması gereken bir kitaptır.

Çok sevgiler,

Feride 


Kamyon

Kamyon seçme öykülerden oluşan Sabahattin Ali öykülerinden oluşan bir kitap.Öyküler Değirmen, Kağnı, Ses, Yeni Dünya kitaplarından seçmelerden oluşuyor. Okuması oldukça kolay ve etkileyici olan bu öyküleri okumanızı tavsiye ederim. Ben en çok bir çingenin sevdasını anlatan Değirmen öyküsünü beğendim.

Değirmen öyküsünde altını çizdiğim kısım;

..."çiçeklerin açtığı mevsimde, senin kollarına yaslanan ve çiçekler kadar güzel kokan bir vücutla uzak su kenarlarında oturmak ve öpüşmek yoruluncaya kadar öpüşmek hoş şeydir... Seni gördüğü zaman zalimce başını çeviren mağrur bir dilberin kapısı önünde veya ışığı altında sabaha kadar dolaşmak, bunu candan arkadaşlara ağlayarak anlatmak, söz aramızda gene hoş şeydir. Fakat sevgili bir vücutta bulunmayan bir şeyi kendisinde taşımaYa tahammül etmeyerek onu koparıp atabilmek, işte adaşım, yalnız bu sevmektir."

Çok sevgiler, 
Feride

MARTI JONATHAN LIVINGSTON

Martı'yı ikinci okuyuşum aslında. https://kitapgunesim.blogspot.com.tr/ 'de bir zamanlar yasaklı kitaplar arasında olduğunu öğrenince nedense tekrar okuma ihtiyacı hissettim. Jonathan sürüden çıkan,  yaşamanın pek çok keyifli yönünü keşfe çıkan bir martıdır. Cesaretimizle cehaletimizi kırıp, becerilerimizi , yeteneklerimizi ve zekamızı kullanarak kendimizi bulabilir,kendimiz olabiliriz. En önemlisi nasıl özgür olunabilineceğini en iyi anlatan öykülerden biridir.
Altı çizilesi pek çok cümle vardı:

..."Hangi sorumsuzluk kardeşlerim?" diye bağırdı.Yaşamın gerçek anlamını arayan, bulmaya çalışan bir martıdan daha sorumluluk sahibi biri olabilir mi? Bin yıldır yaptığımız tek şey balık peşinde koşmak. Artık yaşamak için bir nedenimiz olmalı;öğrenmek, keşfetmek , özgür olmak gibi.

...Cennet bir yer, bir  mekan değildir, bir zaman dilimi değildir. Cennet öğrenmektir, mükemmelliktir.
....Çünkü rakamlar sınırları belirler; iyinin, mükemmelin sınırları yoktur.Mükemmel hıza ulaşmak oğlum, orada olmak demektir.
...Eğer ne yaptığını iyi biliyorsan her zaman başarırsın. Başarmak için ne yaptığını bilmek gerek.
...En yüksekten uçan martı, en uzağı görendir.
... Düşüncelerinizin zincirlerinden kurtulun, bedenlerinizin zincirlerini kırın...
... Uçmak bir martının en doğal hakkı, özgürlük onun doğasında varsa; gelenekler, batıl inançlar ya da herhangi bir şekildeki sınırlandırmalar, tümü bir kenara bırakılmalıdır.


Çok sevgiler,

Feride

11 Şubat 2017 Cumartesi

ANKARA,MON AMOUR


Ankara Mon Amour'u 7 yıl önce almışım. Geçenlerde kütüphanemi düzenlerken okumadığımı fark edip başladım okumaya. Hamileliğin sonlarına yaklaştıkça okuma hızımda oldukça düşme oldu ne yazık ki:(Kitabın konusuna gelince,  1970'li yıllarn  Ankara'sında geçen içinde bir de aşk öyküsü barındıran akıcı,hüzünlü bir kitap. Kitap Suna , Emel ve Ömer gözünden üç ayrı şekilde anlatılmış. Altı çizilesi pek çok cümle vardı:

"Suna'ya göre her edebiyatın bir mevsimi vardı. kış geceleri büyük rus romanlarına, yaz ayları amerikan öykülerine, sonbahar tek başına edip cansever'e, ilkbahar ise fransız klasiklerine ayrılmalıydı. ingiliz edebiyatı mevsimsizdi tabii ki."

Bu arada Şükran Yiğit'in İletişim'den çıkan iki kitabı daha varmış. Onları da en kısa süre içinde okumayı planlıyorum.

Sevgiler,
Feride